FERHAT ILE SIRIN
Sehir sudan umudunu kesmisti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dagin ardina gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygin yigildilar dagin yamacina. Simdi kayu bir sessizlik yalnizca Ferhat'in kazmalariyla yirtiliyordu. Ferhat, üzgün, Sirin'in mektubuna karsilik olan türküyü söyledigi zaman arkasinda Sirin'in bulundugunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hisirti oldu, Ferhat arkasina bakti, Sirin'i gördü. Kucaklastilar. Sirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasinin yanindan ayrilmis, kosa kosa Ferhat'in yanina dönmüstü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudaklari, artik son gücünü harcadigini gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrilmadilar. Sonra baktilar ki günes batmaktadir ve su gecikirse sehir kirilacaktir, birlikte çalismaya koyuldular. Ferhat kazmasiyla kocaman kayalari kopariyor, Sirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayalari açilan tünelin disina çikariyordu. Sehir büyük bir sessizlik içinde yavas yavas erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizligi duydukça kazmasini daha büyük bir hinçla salliyor, günes batmadan önce dagin ardindaki gür suyu sehre akitmak istiyordu. Açilan tünelin bir ucunda isiklar kirmizilasmaya, tünelin içini karanliga gögüs geren koyu bir pembelik sarmaya basladigi sirada, güçlü bir kazma vurusuyla düsen bir kayanin yerine dolan mor isiklar bu büyük çabanin sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasina büyük bir ark açti, suyun akis yönünü degistirdi. Biraz sonra sehirden gelen çigliklar, ölüm saçan susuzlugun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Sirin, bir agacin gövdesine sirtlarini dayadilar, düsünceye daldilar. Gittikçe artan uzak çigliklar arasinda aksam pembeden koyu maviye dogru degiserek ilerliyordu. Bu güzel bitisin kendilerinin sonu olacagini bilerek susuyorlardi. Uzun uzun sustular. Sonra artik günün son isiklari da uyumaya gidince, yavasça yerlerinden dogruldular. O sirada ne Ferhat, Sirin'in güzünden akan bir damla yasi ne Sirin, Ferhat'in gözünden akan bir damla yasi görebildi.Ferhat, Sirin'e dedi ki:
Varligin varligima karisacak Umut yorulmaz bir atli gibi çikti geliyor Dünyamizda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak Bunu hayir diyenler de biliyor Ölümlerden ölümsüzlük devsirenlerde Eski bir kolayliktir kendinden utanmak Çok eski bir zorluktur seni sevmek Bulutlarin yagmurlardan koparildigi yerde Inançlarin durup kaldigi günde Her direnç bizim için sonsuza açiliyor Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyislerde Her umutsuzluktan sonra sular basliyor Sen yasamsin bir yandan olmaza degisirsin Yikarsin bütün umudu geçilmez daglarinda Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin Ölmezligi gök bilen kuslarin kanadinda Umut olmazliklari bilmeyen ülkedir Hiç durmndan seni bana ulastiran Yalnizlik bir korkudur dönüp dönüp Gelip gene kendisine baslayan
Sirin, Ferhat'a su karsiligi verdi:Deniz susayinca gök Bir yagmur deniziydi çilginlasan Sanilirdi ki bir gün saçlarindan Umulmadik denizler gelecek Yasar gibi mavisinde bir çiçek Bir kus bir ince uçusu söyler gibi Bir böcek bir ilk yazi anar gibi Her yoklukta varligin bilinecek Gün bitince pembeliginde aksam Bir yeni gün umuduydu bekleyisle Durmak bilmez yolcuydu Daha yolcu olurdu hergidisle Duyar gibi dönmezligi bir akis Karanligi bilmez gibi sabahlar Saatlar bir inanca kosar gibi Her bakisa gözlerini getirecek Deniz baslayinca gök Bir sonsuzluktu sulara karisan Bir günessin güne dogdugun yerde Kovulmaktan yorgun yolcudur aksam
Ferhat ve Sirin dagdan sehre indiler. Suya kanmis bir kalabalik her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Sirin de, suya kavusan kalabaligin övgülerinden kurtulabilmek için kosarcasina saraya girdiler. Padisah ve adamlari Ferhat'i bekliyordu. Padisah, Ferhat'la Sirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir sey demedi. Ferhat'i yanina çagirdi. Bir torba altin uzatti ona. Ayrica,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padisah'a , altin istemedigini, yalnizca ve yalnizca Sirin'i istedigini söyledi. "Bir dag delicinin Sirin'i istemesi büyük saygisizlik" diye bagirdi Padisah. Adamlarina bagirdi: "Götürün bu dag deliciyi zindana atin, akillanana kadar kalsin orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldi. Zindancilardan biri, gün dogarken bir mektup uzatti gizlice Ferhat'a. Mektup Sirin'dendi. Diyordu ki Sirin:
Seninle bir dönülmeze inanan Her zaman seninle bir Sirin var Sen git senin pesinden gelecegim Bizi kolay ayiramaz korkular Satir satir yazilsa da duygulardan Ölümlere yokluklara agitlar Unutulmus serüvenler kadar sönük Bir gitme umudu sana yeter Yüreginin derininde kosup duran Çocuklar kadar korkusuz tutkular Anlatir her uzaktan geçene Daglarin ardinda gür sular var Ögrenecegin hiçbir sey kalmadi Yalnizliklardan ve suçlu yasaklardan Büyütecegin umutlar yok Umut çoktan çekildi bu saraydan Bir gitme tutkusu sana yeter Gitmesen de sen yolcusun burada Için bilinmedik daglara dogru kossun Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda
Bir gün sonra, gene gün dogarken Ferhat'a Sirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Sirin:
Ondan bir gün sonra, gene gün dogarken, bir mektup daha geldi Sirin den Ferhat'a. Diyordu ki Sirin:
Günler birer bekleyistir geçilir Inancinda getirmez bir korkuyu Koca sehir sana çok görse de Asilmaz daglardan tasidigin umudu Sana zaman bir sarkidir söylenir Der ki çiglikliirdan yorgunsan eger Umut gemileri batmadan daha Kendini baska bir mavilige ver Baska bir rüzgârda yürü tutkuyu Bir gün sevince varmayi birakma Tut ki boydanboya çöktü sevgiler Soracagin ne kaldi yalnizliga Bilirsin ki distan yikamazlarsa Gelir içten alirlar kaleleri Kavgada yere sermezler de Kavgasiz birakirlar önce seni Unutur musun bir gün Seni sessizce arkadan vurani Yazik sana çok gördüler Kavgada verecegin bir avuç kani
Sirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladigini duyan Padisah kizini yanina çagirtti ve "üç gün içinde dügünün olacak, bilesin" dedi. Sirin, babasina, Ferhat'dan baskasini istemedigini, baskasina vermeye kalkarsa kendini öldürecegini kesinlikle bildirdi. Padisah, Sirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarina buyurdu: "O Ferhat denen dag deliciyi çikarin zindandan, söyleyin ona, hemen bu sehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Sirin babasinin yanindan çiktiginda yikilmis gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanin kapisina kostu. Adamlar Ferhat'i çikariyorlardi. Sirin, Ferhat'a "daglarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'i uzaklastirdilar, götürüp sehrin kiyisina biraktilar. Ferhat su getirmek için oydugu daga çikti. Bir magara oydu kendine. Orada yalnizca acilarini ve umudunu yasamaya koyuldu. Dügün baslamak üzereydi. Ertesi gün çalgilar çalinacakti. Vezirin oglu tras olmus, yenilerini giymisti. Sarayda basdöndürücü bir gidis gelis göze çarpiyordu. Kadinlar Sirin'i kandirmaya çalisiyorlardi uzun uzun. Sözü biri aliyor, öbürü birakiyordu. Sirin susuyordu. Bir firtina öncesinin sessizligi gibiydi. Üstünde ne yapacagini bilenlerin dinginligi vardi. Su sasirtan ve korkutan dinginlik, aksama dogru kesin bir sevince birakmisti yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavusmayi deneyecek, kavusamazsa odasinin penceresinden usulca asagiya birakacakti kendini. Yasamakla da, ölmekle de Ferhat'in olabilecegine inaniyordu. Gülüyor, sarkilar söylüyordu. Aksam geceye dogru degisirken, sarayin kapisini bekleyen bekçinin yanina gitti. Ondan kendisini kapidan birakmasini istedi. Sirin, sarayin kapisindaki bekçiye dedi ki: Gün dogdu umut kirildi Birak beni gideyim Dünyam bütün karardi Birak beni gideyim Ben topraktan ayrilamaz bir suyum Denizlerini özleyen gemiyim UçusIara susadi kanatlarim Birak beni gideyim
Çekildi özsularim dallarimda Onmaz bir durgunlugum yalnizlikta Her geçen gün biraz daha geceyim Birak beni gideyim Tutkuyu tutma kapilarda Nilüferler bogulmadan sularda Acilar onu yikmadan daglarda Birak beni gideyim Nasil olsa yolum çizili benim Ben ya Ferhat demisim ya da ölüm Ey benim yoldasim urnut gözlüin Birak beni gideyim
Bekçi sessizce açti kapiyi, tek söz söylemeden. Sirin gecenin karanliginda usulca süzüldü disariya. Karanligi boydanboya kosuyordu. Ferhat'i bulmak için sabahi beklemeliydi. Bir agacin dibine çöktü, beklemeye basladi. Gece bitmek bilmeyen bir agirlik gibi uzadikça uzuyordu. Sirin, uyanik, düs gördü sabaha kadar. Bu düslerin her birinde, kendisini çogaltan, yücelten, kendisinin çogalttigi, yücelttigi Ferhat vardi. Sabahi anlatan ilk isiklar Dogu'da kipirdanmaya baslayinca, Sirin, "ölüme de, yasamaya da benzer bir gün doguyor" dedi. Gün dogudan ilerledi, Sirin'in ayaklarina kadar geldi ilk isiklariyla. Sirin daga dogru yürümeye basladi. Dag onu yokusunda engelleyecek yerde, onun yürüyüsüne yürüyüs, gücüne güç katiyordu. Uçuyordu sanki dagin yükseklerine. Ferhat'in magarasinin dorukta olduguna inaniyordu. Doruga yaklasinca "Ferhat" diye seslendi. Sirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona sunlari söyledi:
Umutlarin dogdugu yerde geldin Günesle birlikte dogdun sabaha Madem ki böylesine güzelliksin Bir dag çiçegi taksan saçlarina Sarsilmazliginda bir kalesin Dünyada hiçbir ordu yikamaz burçlarini Kiyilari çok uzak bir denizsin Benim diyen geiniler geçemez daglarini
Gülünç ettik ya ölümü ona bak Yasarligi en kesin belirleyebildik ya Artik ölüm her yerde utanacak Ferhat ile Sirin'e göz koymakla
Kucaginda ölüme ölüm demem Umudunda yok olmalar bir hiçtir Gökleri mavisinden koparmak isteyene Artik ölüm bir çikar yol degildir
Ölmezligi bulduk ya sonunda Varligimizla yarattik sonsuzu Haydi kalk uzaklara gidelim Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu Sirin'in Ferhat'a söyledikleri: Ölümler kolay sandi sevinçleri Bire ona yüze bölerim sandi Duyuyorum en güzel sabahimda Ölüm bos yere yokluga inandi Ölümler kolay sandi bitisleri Bir kiliçta sonsuza yikacakti Biliyorum en güzel inancimla Ölüm kendine yok yere inandi Ölüm her günkü gücüne yanildi O sandi ki dur dese duracaktik Ölüm belki de bizi çocuk sandi Onu görür görmez aglayacaktik Bir korkuyu sunacakti da bize Korkuda çöller gibi yanacaktik O sandi ki o bize inanmazsa Biz ona çaresiz inanacaktik Ölümler kolay sandi sevinçleri Bire ona yüze bölerim sandi Biz bir olmus iki ayni inançtik Ölüm eksikliginde kalakaldi
Yaratanlar Birer sonsuzluksunuz Olmazi yoksadiniz bir evrende Ölüm alsa neyi alacak sizden Ölüm verse ne verecektir size Siz her açmaza birer umutsunuz Ölümünüzde suçumuz büyüktür Yasarken aci çektiniz Ondan da biz suçluyuz Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz Biz pek ayak uyduramadik size Bizi size birakmadi korkumuz Uyamadik büyüklügünüze Siz birer tanrisiniz
Ferhat ile Sirin dagi asip bilinmedik uzaklara dogru yürümeye basladilar. Oysa büyük bir kalabalik peslerindeydi. Onlar su baslarinda dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardi. Kalabalik, kizgin bir çabayla kosturuyordu. Basta büyülü sarkaciyla Müneccimbasi, onun yaninda Padisah, arkalarinda vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardi. Bir su basinda yakaladilar Ferhat ile Sirin'i. Önce Ferhat'i Sirin den ayirmaya çalistilar. Ayiramadilar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'in sirtina bir biçak sapladi. Ferhat, Sirin'le birlikte yere yikildi. Sirin'i götürmeye gelen Padisah kizinin üstüne egildi. "Kalk artik, bu is bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de bakti ki, Sirin de Ferhat'la birlikte gitmistir. Padisah yanmasina yandi ama, ölümlerin ardindan yanmak dayanmak midir? Simdi yüzyillarin basip geçtigi bu uzak ülkede Ferhat ile Sirin her olmaza baskaldiran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yasarlar. Kime sorsaniz, Ferhat ile Sirin'in öldügünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadigi yerdedir onlar, onlar ölümsüzlügün kendisidir. Yasarken dirençtiler, yasarliklari bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrisi olmayi onlarla birlikte elden kaçirdi. Ferhat ile Sirin'den beri ölüm, yalnizca yasamayanlari alip gidiyor. Bir direnci, bir güzelligi, bir inanci yaratmislar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür
|